Pazartesi 09 Ara 2019

Makaleler

Yaşayan Tarih-Türk Hamamı

          Kubbeler ve minareler şehri İstanbul. Dört bir yanı mimarisiyle konuşur. Minareler, kubbeler, kuleler hepsi ayrı dilden konuşur. Yuvarlak camlarla kaplanmış kubbeler, fenerli kubbeler, 24 saat boyunca usul usul tüten bacalar süsler, İstanbul silüetini.  Bu yuvarlak camların adı filgözü. Filgözleri küçük, aydınlık veren pencerelerdir. Kocaman kubbelerin altını aydınlatan minik pencerelerden yüzlerce yıllık hamamların kış ve yaz, gece ve gündüz sıcaklığı yansır.

          Hamam sözcüğü Türkçe'ye ısıtmak, sıcak olmak anlamına gelen Arapça "Ham" kökünden geçmiş. Hamam geleneğini ve kültürünü de Romalılar'dan almışız. Roma'dan Bizans'a, Osmanlı'dan günümüze dek hamam, sadece içinde yıkanılan, temizlenen bir mekan olmamış. Hamamlar, kültürümüze gerek mimari yapılarıyla gerek gelenekleriyle ve gerek ritüelleriyle ayrı bir yeri olan mekanlardır.

     Hamamların tarihi insanlığın tarihi kadar eski. İlk hamamlar M.Ö. 5. yüzyılda Antik Yunan'da yapılmış. Antik Yunan döneminde su, bedensel temizliğin yanısıra ruhsal temizliğin de aracıydı. İlk adımı Yunanlılar'ın atmasına rağmen bağımsız hamam yapıları Roma uygarlığıyla başlamış. Evlerini bugünkü kalorifer sistemine benzeyen bir sistemle ısıtan Romalılar, bu buluşlarını ilk kez hamamlarda uygulamışlar. Günümüze kadar gelebilmiş pek çok hamamın ısıtma sistemi Roma Hamamlarıyla büyük benzerlikler gösterir.

           Dünya'ya, Romalılar tarafından hediye edilen hamam geleneğinde Romalılar için hamam, sosyal bir mekanmış. Üçbin- dörtbin kişilik hamamlarda atletler yarışmalar yapar, şairler şiir okur, çeşitli oyunlar oynanırmış. Hatta içinde kütüphanesi ve bahçesi olan, büyük havuzları olan hamamlar bile varmış. Roma İmparatorluğu'nun yıkılmasından sonra Bizansla devam etmiş hamam geleneği. Ancak Osmanlı İmparatorluğu dönemine gelindiğinde özellikle 16. ve 17. yüzyıllarda Osmanlı için hamam sosyal bir alan haline dönüşmüş. Bugün, bütün dünyanın Türk Hamamı olarak tanıdığı hamamlar şöhretini de işte bu dönemde kazanmış.

          Peştemaller, nalınlar, hamam tasları, göbek taşı, sabunlar, kurnalar, hurma yaprağından yapılmış lifler, tellaklar, natırlar. Bütün bunlar Türk Hamamını oluşturan sadece bir kaç aktör. Türk hamamları birbirinden zengin aksesuarlarla donatılmış bir kültürü temsil eder.

          Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u fethinden sonra birbiri ardınca yapılan hamamlar, en şaşalı dönemini 17.yüzyılda yaşamış. Osmanlı döneminde hamamlar, genelde bir cami külliye inşaatıyla aynı anda ve birlikte yapılan yapılardı. Bunun nedeni de cami inşaatında çalışan işçilerin, iş bittikten sonra yıkanma ihtiyacını karşılamak içindi. Ancak pek çok hamam zamanla halka açık Çarşı Hamamı şekline dönüştü. Hamamlar o dönemde, bazen tek hamam bazen de çifte hamam olarak yapılırdı. Tek hamamlarda; erkekler, kuşluk vakti ve gece, kadınlar da günün diğer saatinde yıkanırlardı. Çifte hamamlarda ise; erkek ve kadın ayrı hamamlarda yıkanırdı. Hamamlar ayrı olsa da çifte hamam mimarisinde her iki hamam da simetrik bir biçimde yapılırlar.


Yapım: Ayşe Öksüz Kanal B Turkiye
Kamera: Koray Sesal
Kurgu: Nisa Kasapoğlu
Röportajlar: Çağ Çağrı / Ruşen Baltacı
İstanbul (Çemberlitaş Hamamı - Cağaloğlu Hamamı)
15.Temmuz.2008